Tarih 05 Eylül 2008, 19:35. Yazan manturiya.
Etiket:
Karşımdaki ağacın dibindeki yuvarlak banka iki ikiz kız oturuyor on yedi-on sekiz yaşlarında , tatlı ve sevecen, bir erkeğin aşkını tatmamış iki kız.Sivri göğüslerinde ve narin bellerinde dolaşıyor gözlerim ve tüm bedenim şehvetle.Biraz oynaşık tavırlarını görsem etrafımdaki olanca kalabalığa aldırmadan yanların gidip ikisiyle sevişmeye başlayacağım ama böyle bir şeyi sezmiyorum.Sadece üzerlerine üşüşen şeytanların fısıltılarından hissettikleri utanç ve sıkılgan rahatsızlıklar.
Belki peşimden gelebilmeleri umuduyla uzaklaşıyorum ikizlerin yanlarından ama zadece hayalleri kalıyor bende ve yine hayallere dalıyorum.
Şehvetin ve aynı zamanda her yönlü aşırı güven duygumun bedenimde hiç bu kadar uzun süre hakim olduğunu hatırlamıyorum.Belki de bu halimle Afrodit’i etkilemişimdir.Duygularımın,algılarımın,sezgilerimin hassaslığı uç noktalarda ,böylelikle nasıl duygusal ve duyusal yoğunluğa ulaşabileceğim tahmin edilebilir.
.
Zihnimden ve gözlerimden hiçbir şey kaçmıyor, kalabalıktaki her hareketi ve her farklı tip suratı ayırt edebiliyorum.Hayatından bezmiş insanlar,koyun gibi dolaşanlar,mutlu gözükenler,sert ve ciddi gözükenler,bürokratik bağımlılar,hiçbir düşü olmayanlar…ama beni en çok tiksindiren şey,her zaman yaptıkları şeyden sıkıldıkları halde kendilerini değiştirecek güce erişememeleridir.Bu yokluktan ve zayıflıktan uzaklaşmak ve denizin kokusuna yolculuğumu başlatmak için bir minibüsü durduruyorum ve onu hareket ettiriyorum.Yanıma oturan birine merhaba dememle birlikte yol boyunca sürdürdüğüm monaloğumun diyaloğa dönüşmesini umuyorum ve nihayetin de bana şunu soruyor:─Tanrıya inanır mısın?Neden böyle bir soruya gereksinim duyduğunu önceki cümlelerden çıkarmaya çalışsam da hepsini unutmuşum.Bende,inanmamanın suçmuş gibi bakıldığı bir toplumda,duymak istedikleri şeyi,yani “elbette inanıyorum” diye cevapladım.Konuşmalarımıza meraklı ya da bunlardan rahatsız olmuş şoförün aynadan bakışları yansıyor üzerimize ve nedense bende bir tehdidin alarmları çalıyor beynimde.Şoför niye bana bakıyor, beni mi takip ediyordu şimdiye kadar?Benim hakkımda düşündüğü ne? Niçin beni rahatsız ediyor?Belki bil çok şeye şüphecilikle yaklaşmamdan kaynaklanıyor, bir doktora göre paranoyak davranış sergilememden,bir kimyagerin diyecek pek bir şeyi yok sanırım,bir eleştirmen bu gereksiz korku ve şüphelerini düzeltmemi söyleyecektir.Ama bu tip mesleklerin içinde eriyeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz.Kendime güvenim haddinden fazla ve son cümlelerimi ya da son fikirlerimi parçalara ayıracak birine daha rastlamış değilim.Beynimdeki bu kelime zikzaklarından sonra hiçi oynamak zor olsa gerek ama cebimde şoföre verecek param yok ve hayaleti oynayabileceğim güvenimi en uca çıkarıyorum hatta benimle iletişim kurmaya çalışacak birine “beni görebiliyor musun?” diye sesler çıkaracağımdan emin bir hayalete dönüşerek.Nihayetin de bir yolcu iniyor ve bende bir hayaletin hızıyla ardından inip sessiz ve kaygısız denizin kokusuna doğru uçuyorum.Denizin kokusu ve martılarla aşkı tadıyorum mavi kadifenin üzerinde.Ama bu uzun sürmüyor ve iki jandarma tip -çimlere oturmamam gerektiğini söylüyor- çimlerin olmadığı toprakta oturduğum halde.Ben de hangi çimler diyorum.Üniformalarının verdiği hastalıklı simalarıyla, eğer herkes burada oturursa çim kalmaz diyorlar beraberce.Sinirlerim azıyor, yüzüm bir ucubenin yüzüne dönüşüyor , bir katilin kanı tatma tutkusunu ve bedenin parçacıklarını özgürleştirerek kendinden uzaklaştırmasını ve rahatlamasını yaşama ihtiyacı duyumsuyorum her şeyi bir kenara iterek.
Uykumun, isteklerini yerine getirmek için dolaşmaya çıkmasıyla, ben de gecenin güzelliklerini aramaya çıkıyorum.Ortalık sessiz,tek tük insan dolaşıyor deniz kenarında,dalgaların insanı çeken notasız müziğini dinliyorum ve huzurun dalgalarda aranması gerektiği fikriyle kokluyorum denizi.Bu koku bana tüm denizel alemin kokusunu da sunuyor;yosunlar,çipura,levrek,kefal,yunus,balina,deniz kabukları,deniz suyu,kedi balığı,rina,diğer köpek balıkları,kayalar,taşlar irili ufaklı,morina balığı,ördek lapini,hamsi,istiridye,yengeç, midye,karides,deniz anası ,deniz yıldızı,deniz atı,mercanlar,kılıç balığı,mürekkep balığı,ahtapot,deniz algleri,süngerler karagöz,istavrit,tavuk balığı,,palamut müren balığı,palyaço balığı ,papaz balığı,papağan balığı,pisi balığı,vatozlar,zargana,deniz kestanesi,kaya balığı…denizin kokusuyla gecenin kadınsı güzelliğinde, bedenine sarılmış, bilinçsizce bir düş içinde rolümü oynuyorum.Kendiliğinden oluşmuş bir düşün (nasıl iyi bir sanat eseri kendini yaratırsa, iyi bir düş de kendini yaratır.) içinde:Mutlu insanların,en güzel kokuların ve görüntülerin ,renkli kuşların,kelebeklerin ,böceklerin,çiçeklerin …arasındayım.Hiç bir korku,kaygı,keder,sorun,şüphe güvensizlik,aldatma,hırs,sömürü,gaddarlık,savaş,kan,acı belirtisi göremiyorum.Herkes yüreğiyle konuşuyor ve gülüyor . Bu izlenimlerimden sonra düşündüm de sanırım burası cennetin ta kendisi.Burada hareket ettiğim söylenemez, sanki bir kalıba dökülmüşüm gibi hiçbir özelliğimi algılamıyorum.Yanımda oynayan bir kız ve bir erkek çocuk, ellerine aldıkları koca çakıl taşlarıyla bana vuruyorlar ve bu etkileşim sonucunda çıkan ışıktan büyük zevk alıyorlar.Daha sert vurarak ışığın şiddetini daha da arttırmalarına gülüp bir şeyler başardıklarına seviniyorlar. İleride bir kafile, bulunduğum yöne doğru ilerliyor..Bunlar;yazarlar,ressamlar,filozoflar,şairler,tiyatrocular,sinemacılar,müzisyenler ama suskunlar, yapacak,üretecek hiçbir şey bulamıyorlar.Bir kavram,bir imgelem,bir şiir,bir metafor,bir aforizma,bir terim, bir beste,bir doğaçlama oyunu,bir sahne,bir kısa film…onların bu yanlarına dair hiçbir şey yok,bu düşün içinde uyandıklarından beri.İşte bulunduğum süreç boyunca yakalayabildiğim sorun denebilecek şeyler bunlar.Sorunlar giderek artıyor ve güzel olan her şey teker teker yok oluyor.Atmosferi uğursuzluk,fesatlık,ikiyüzlük,kibirlilik,bencillik,kan ve savaş sarıyor ve düş kendini yok ediyor.Bu düşün oluşma sebebi nedir?Belki,düşün bütünü ile oluşmadan önceki toplumsal gerilimler ya da düşü analiz ederek oluşturulabilecek ilişkiye bakmak gerekir, birkaç çağrışım elde etmek için.Belki de bir oluşum sebebi yoktur.Bir düş nasıl oluşur?Bir düşün oluşmasının sebebi nedir?Düş insana neler sağlar?İnsanın kurduğu düşe ulaşabilmesi önemlimidir ,ulaşamazsa ne olur?Düşlerimiz olmazsa ne olur?Bu sorular kimin işine yarar? İsteyen alsın,düşü olmayan için bir düşün başlangıcı olabilir ya da düşü olan için düşünü daha iyi tanıyabilme fırsatı bulabilir.Bende düşsel yokluğumu var etmeye çalışayım…
Benim bir düşüm vardı çocukluğumda;izlediğim çizgi filmlerdeki tipler gibi ,televizyonun içinde dilediğimi yapmak isterdim.Zaman geçtikçe ,bu düşün duyarlılığı bende kaybolmaya başladı ve kayboldu.Bundan sonra hiç bu kadar büyük bir düşüm olmadı hatta küçük bir düşümün olduğunu bile hatırlamıyorum.Şimdi oluşturmaya başlıyorum işte,kendime güvenimin fitilini ateşlemiş, köhne bir cadde de karın ve rüzgarın halayıyla birlikte en mükemmel düşümü arıyorum.
Ne istiyorum?Nasıl bir hayal kurmalıyım?Kendimi en iyi şekilde yansıtan bir hayal olmalı… :Görünür dünyamda dönen dolapların iç yüzünü ve insanların iç yüzlerini daha iyi kavrayabilmek ve gökte sallanan salıncağımda sallanıp bu hikayeleri düşünerek gülmek isterdim, kara gül ve reyhan kokan rüzgar esintisinde.Her ayda bir ,farklı bir kültür ve farklı bir yerde uyanmak,Çinlileri,Moğolları,Kızılderelileri,Aborjinleri,Hintlileri,Tibetlileri ,Meksikalıları,Romenleri,Afrikalı yerlileri… görmek ve onlarla yaşamak…işte bu düş de kendini yarattı.Düşler gerçek değil mi?Peki hangi gerçek düş kadar gerçek olabilir ?
TEMMUZ 2008, AYDIN
İhsan GÖKALP